Büyüme mi yalınlaşma mı?
Canlılar doğar, büyür, gelişir, olgunlaşır, duraksama ve fonksiyonel gerileme döneminden sonra da ölürler.
İşletmelerin de canlılar gibi bir yaşam döngüsü vardır. Hiçbir işletme ölümsüz olamaz. Normal şartlarda işletmeler kurulur, gelişir, büyür ve yaşam ömrünü tamamlarlar.
Ekonominin büyüdüğü ortamda ekonomik büyüme oranından daha az büyüyen işletmelerin ekonomiden aldıkları pay azalır ve göreceli olarak küçülürler. Bu sebeple işletmelerin en az ekonomik büyüme kadar büyümeleri beklenir.
İşletme sahipleri ve yöneticileri bazen sürekli büyümek istedikleri gibi bazen de büyümek gibi bir amaçları olmaz.
Bilinçli, kurumsal işletmeler kuruluş aşamasında kuruluş gerekçelerini ve amaçlarını (yönetim literatürü ile misyonlarını ve vizyonlarını) belirlerler.
Misyon ve vizyon ile büyüme hedefi arasında doğrudan ilişki vardır.
Aile üyelerini istihdam etmeyi ve ülke istihdamına katkıda bulunmayı amaçlayan bir işletme için büyüme önemlidir. Pazar payını sürekli büyütmeyi, küresel ticaretten pay almayı isteyen işletmeler için ise büyümek zarurettir.
Ancak büyümeyi değil, küçük de olsa markasını, imajını önemseyen işletmeler için büyüme değil itibarlarının sürdürülebilirliği önemlidir. Roma’da tek bir mekânda faaliyet gösteren meşhur pizzacının, Paris’te tanınmış Kafe işletmesinin büyüme hedefi yoktur.
Büyüklük ölçüsü ve büyüme
Mevzuatımızda işletmelerin büyüklüğüyle ilgili iki temel kriter vardır: çalışan sayısı ve satış veya bilanço büyüklüğüne bağlı finansal ölçü. Bu iki kritere göre, 250’den fazla çalışanı bulunan ve satışları veya bilançoları 500 milyon lirayı geçen şirketler büyük işletme sayılır.
Büyüme konusu, büyük kabul edilen şirketlerle ilgili olduğu gibi, küçük veya orta boydaki işletmelerle de ilgilidir.
Çalışan sayısı 30 kişi olan küçük bir işletme için, çalışan sayısının 45 kişiye çıkması önemli bir büyümeyi gösterir. Aynı şekilde satışları 200 milyon olan orta büyüklükteki bir işletme için satışların 300 milyona çıkması da ciddi bir büyümedir.
Kriterlere göre yalnız büyük olan işletmeler değil, küçük ve orta boy işletmeler de büyüme sorunlarıyla karşılaşırlar.
Büyümenin avantajları ve dezavantajları
Büyümenin başlıca avantajları şunlardır:
- Ölçek ekonomisi avantajı: Büyük hacimli üretim, maliyetleri düşürebilir ve kâr marjlarını artırabilir.
- Yatırım ve inovasyon imkanları: Daha büyük şirketler, AR-GE ve inovasyona daha fazla bütçe ayırabilirler.
- Rekabet gücü: Büyük şirketler daha geniş bir müşteri tabanına, daha fazla kaynağa ve pazarlık gücüne sahip olabilir.
Avantajlarına karşılık büyümenin şu dezavantajları vardır:
- Operasyonel karmaşıklık: Büyük şirketler daha bürokratik olabilir ve esnekliklerini kaybedebilirler.
- Müşteri memnuniyetinin azalması: Hızlı büyüyen şirketler, müşteri hizmetlerinde kaliteyi korumakta zorlanabilirler.
- Sürdürülebilirlik sorunu: Sürekli ve sınırsız büyüme doğal kaynakları, iş gücünü ve pazarı zorlayabilir.
Büyüme yerine yalınlaşma
Büyümenin sakıncalarından kaçınmak isteyen işletmeler, büyümek yerine yalınlaşmayı tercih edebilirler. Yalınlaşma yoluyla karlıklarını arttırabilecekleri gibi, bünyelerini de sağlamlaştırabilirler.
Yalın organizasyon yapısına sahip işletmelerin başlıca özellikleri (1):
- Daha az hiyerarşi, daha çabuk karar alınması.
- Zaman, enerji ve kaynak israfının azalması, kapasitenin etkin kullanılması.
- Müşteri odaklılık, sunulan mal ve hizmetin kalitesinde artış.
- Sürekli iyileştirme.
- Gereksiz işlemler ve süreçlerden kurtulma, iş akışlarında kesintisizlik ve hızlanma.
- Esneklik, değişimlere hızlı tepki verme.
Büyüme yerine yalınlaşmayı tercih ederek daha da güçlenen küresel bir işletmenin deneyimi yalınlaşmanın önemli aşamaları ve sonuçları ile ilgili uygulamalı bilgiler veriyor (2).
Önce “şirketin bir MR’ı çekildi. Nerelerde ameliyat yapılması gerektiği, değerlerin nereden nereye çıkması gerektiğine bakıldı.” Geleneksel büyüme yaklaşımın aksine, şirketin nakit üretmeye odaklanması gerekliliği üzerinde uzlaşıldı. Bu değerlendirmeyle birlikte de “No Growth” modeli ortaya çıkmış.
Şirketin “MR” olarak tanımladığı aşamayı Karar’da “finansal-kurumsal chek-up” tanımlamasıyla okuyucuyla paylaşmıştım.
Küresel şirketin ikinci önemli adımı odaklanmak oldu. Karmaşıklık doğuran ve sürdürülebilirliği desteklemeyen ürünler elimine edilerek hizmetler tarafı güçlendirildi, 17 bin olan müşteri sayısı 4 bine indirildi. Karar’da “odaklanma tilki-kirpi konsepti” başlığı ile bu konuyu yazmıştım.
Bir diğer önemli adım, ilgili tüm tarafları ikna ederek yalınlaşma projesine katılımcılığın arttırılması oldu.
Yalınlaşma sürecini de “ekleme-hastaligi-ve-sadelestirme“ başlığı ile yazmıştım.
…
Bu açıklamalardan sonra “büyüme mi yalınlaşma mı?” sorusunun cevabını verebiliriz.
Hastalıklı bünyelerin büyümesi veya sağlıksız büyüme obezite gibidir, fayda değil zarar getirir.
Ülkemiz ve insanlık için faydalı mal ve hizmetler üreterek büyümek isteyen işletmeler “yalınlaşarak büyüme” yolunu tercih etmelidir. Büyüme yolculuğuna çıkmadan, gereksiz ağırlıklardan, bürokratik yüklerden ve hastalıklardan kurtularak zorlu yolculuğa hazırlanmalıyız.
- Çelik, C.ve Bakan, İ. (2013), Çağdaş Yönetim Yaklaşımları, Beta Yayınları. S 417-438.
- Atilla Kurtiş. Yalınlaşma Odaklı Yapılanmayla Sürdürülebilirlik Temelli Dönüşüm Üzerine. HBR Türkiye, Ocak-Şubat 2025.
RAŞİT YILDIRIM
Yönetim & Denetim Danışmanı